BİR KATIR BÖLÜĞÜ’NE İSRAİL…


Bu makale 2017-12-20 16:25:37 eklenmiş ve 109 kez görüntülenmiştir.
ALİ İHSAN GÜRCİHAN

Filistin meselesi ya da İsrail’in kuruluş aşamaları konuşulduğunda yol  haritası olarak genellikle; 1897’de İsviçre’de Theodore Herzl öncülüğünde yapılan I nci Siyonist Kongresi daha sonra 1917 yılında İngilizlerin açıkladığı Balfour deklarasyonu ve 1948 yılında BM’in İsrail’in kurulması kararı akla gelir.

Bu arada çoğumuzun gözünden kaçan ama aslında İngiliz’leri bu işin  arkasında durmaya ve I’nci Dünya Savaşına iten ana nedenlerden biri

Süveyş Kanalı çevresinde kendisi açısından güvenli bir bölge yaratmaktır. Yazımın amacı başka bir detay olduğu için Süveyş konusundaki İngiliz yaklaşımını burada bırakıyorum.

Çanakkale Harbi hakkında bugüne kadar okuduklarımız arasında acaba dikkatimizi çekmiş midir? Çanakkale’de bize karşı savaşanlar arasında Siyonist Yahudiler’den oluşan bir birlik de bulunmaktadır. Bu birliğin çok  kısa hikayesine gelince; İsrail’in kurulmasını 30 yıl önceden garantiye alan İngiliz Dışişleri Bakanı’nın adı ile bilinen Balfour deklarasyonunun arka planında konuşulan bir gerçek vardır. I’nci Cihan Harbi başladığında Mısır İskenderiye’de bulunan özellikle Rus Yahudi liderler arasında özetle şöyle bir görüş hakim olur. “ Osmanlı İmparatorluğu parçalanmaktadır, savaş sonunda vaat edilen Filistin topraklarının kendilerine verilmesini isteyebilmek, hak sahibi olabilmek için bir şekilde İtilaf Devletleri ile birlikte savaşa katılmalarında fayda görürler.”

İngilizlerle görüşme ve tartışmalar sonucu, cephedeki askere mühimmat,  su ve yiyecek taşıyacak katırlı bir birlikle savaşa katılmaya razı olurlar. Hoşlarına gitmeyen bu katırlı hizmet için yaklaşık 750 Siyonist Yahudi ve bir o kadar da at ve katırdan olan “Zion Katır Bölüğü”nü Yarbay Petterson komutasında  25 Nisan 1915’de bir kısmı ile Seddülbahir’e diğer kısmı ile de Arıburnu’na çıkarırlar. Özellikle Siyonist Yahudiler diye vurguluyorum zira bizim Yahudi Vatandaşlarımız ise aynı cephede Osmanlı Askeri olarak sadakatle Ülkeleri için işgalcilere karşı çarpışıyordu. Siyonist Yahudi liderler 1916 yılı ortalarında cepheden çekilen bu birliğin tecrübesi ile, daha değişik ve kapsamlı bir  teşkilatlanma ile Osmanlı’ya karşı İngiliz General Allenby yanında Filistin’de  savaşmayı da düşünmüşlerdir.

İşin ilginç yanı Zion Bölüğü denen bu birlik, MS 70 yılında Kudüs’te Romalılara karşı yapılan savaştan nerede ise 2000 yıl sonra kurulan ve savaşan ilk Yahudi birliği olarak tarihe geçiyordu.

Sonuç ne derseniz, bu işin öncü Siyonistlerinden Jabotinsky  ve Trumpeldor bakın minnet duyguları ile ne diyor ;

“Savaşmak amacıyla Gelibolu'ya gidiş, Siyonizm'e yepyeni ufuklar açmıştır. Eğer biz 2 Kasım 1917'de Balfour Deklerasyonu ile Filistin'de yurt edinme konusunda söz aldıysak, buna ulaşan yol Gelibolu'dan geçmiştir.." Ne güzel değil mi, bir bölükle katılıp, su taşıyıp, sekiz asker ve   47 katır kaybı ile koca bir Dünya Savaşının sonunda nasibini almak. Biraz abartıyorum ama bir bölükle İsrail’i kuracaksın.  Tam bir Yahudi yaklaşımı.

Bu söylemlere ve sonuca bakarak yıllardır tartıştığımız konu ile ilgili şu  sonucu ve soruyu bir daha çıkarmak mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu savaşa girdiği için mi parçalanmamıştır. Yoksa I’nci Cihan Harbi denen savaş   esas olarak Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için mi çıkarılmıştır?

İsrail’in kurulmasında uluslar arası alanda çalışan Jabotinsky denen bu siyonist, 1917 yılında yayınladığı Türkiye ve Savaş” adlı kitabında   benzer bir iddiada bulunuyor ve diyor ki; “I. Dünya Savaşı'nın çıkış nedeni, İtilaf devletlerinin iddia ettiği gibi Alman militarizmi değil, "Şark Meselesi"dir. Savaşın esas nedeni  Osmanlı Asyası'nı paylaşmaktaki anlaşmazlıktır.”

Bu yaşananlardan yüzyıl sonra Trump adında bir densizin eşkıyalığı yüzünden gündemde olan Kudüs konusuna bakarken biraz daha geniş açıdan bakarak özellikle bu işin o dönem küresel mimarı İngiltere’yi  ve Avrupa’yı bugün çözüm için işin içerisine çekmemiz gerekir.  Hem de siyasi açıdan iki konuda sorumlu tutarak.

 Birinci konu; Balfour deklarasyonunda İsrail’e toprak verilirken “Tarafların zarara uğratılmayacağı” yani Filistinlilere zarar verilmeyeceği garanti altına alınmaktadır.  

 İkinci konu ise; mimarı oldukları İsrail’in kuruluşu ile ilgili 1948 yılı BM’ler kararında Kudüs “Uluslar arası Statüde” ilan edilmesine rağmen, İngilizler  o dönem kontrolleri altında bulunan bu bölgeyi sorumsuzca İsrail lehine  terk etmiş ve bugünkü olumsuz gelişmelere kapıyı açmıştır. Osmanlı İmparatorluğundan işgal ettiklerinde Kutsal Yerlere duyulan ortak saygı gereği sorunu olmayan Kudüs’lüleri 30 yıl kadar yönettikten sonra birbirine düşman haline getirmiştir.

Trump ve İsrail’i kınamak için bağrışma ve haykırmaya evet ama biraz da   işin siyasi yönüne bakıp, İngiltere ve AB ile ilişkileri geliştirip siyasi olarak  ve sakin bir şekilde baskı uygulamak gerekmez mi?

Zaten İslam Dünyasında sorunda bu nokta da değil mi?

 

Sağlıcakla kalın.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Edirne\\\'nin İlk Ve Tek Yerel Televizyonu
© Copyright 2016 Edirne\\\'nin İlk Ve Tek Yerel Televizyonu. Tüm hakları saklıdır. Bu site Edirne Televizyonu haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır..
INSTAGRAM
Edirne Televizyonu Instagram Profili
KARİYER
ADAŞ TRAKYA GİYİM
TWITTER
Edirne Televizyonu Twitter Profili