Futbolda başarıyı etkileyen psikolojik diğer faktörler
Önceki yazımızda futbolda başarıyı etkileyen en önemli psikolojik faktörlerden oyuncularla ilişkiler takımın oluşturulması ve yedekler sorunlarından bahsetmiştik. Bu yazımızda da en az onlar kadar önemli olan yöneticilerle ilişkiler, kurs ve kamplardan söz edeceğiz.
Yöneticilerle ilişkiler
Yöneticiler tıpkı oyuncular antrenörler ve seyirciler gibi futbolun canlılık ve başarısında vazgeçilmez öğelerdir. Geçici bir süre için de olsa yöneticilerin kulübün ve takımın sorumluluk yüklenmiş mali riske girmiş sahipleri olduğunu antrenörler hiçbir zaman unutmamalı. Böyle bir psikolojinin etkisi altında davranış sergileyeceklerini hiçbir zaman unutmamak gerekir. Takımlarını seven takımlarıyla birlikte yaşayan onu yakından izleyen vaktini ve bazen de parasını bu yola harcayan tutkulu yöneticiler bu sporda hep gerekmiştir. Bundan sonra da gerekli olacaktır.
Yukarıda belirtmeye çalıştığım sahiplik egosuyla o hep “babadır” yöneticidir. Teknisyen değildir. İşin teknik uygulayıcısı değildir. Antrenör ona çok dostça yanaşmak ve saygı göstermek zorundadır. Bununla birlikte üstlendikleri görevlerin farklı ve ayrı olduğunu ona mutlaka belirtmelidir. Birbirlerine karşı yardımda bulunmalıdır. Ama yönetici antrenörün antrenör yöneticinin işine karışmamalıdır.
Antrenör – yönetici ilişkilerinin olumlu geçmesinde bence her şey antrenörün gerçekçi akıllı ve zeki olmasına bağlıdır. Unutulmaması gerekir ki başarı kolektiftir birlikte elde edilir. Yönetici de bu konuda hem zamanını hem parasını harcadığına toplum önünde ismini ortaya koyduğuna göre kazanılan başarıda mutlaka hisse sahibi olduğunu hissetmek karşı taraftan duymak ister. Antrenör tüm başarı payını kendisi almaya çalışırsa bu yöneticiler arasında olumsuzluk yaratabilir. Yöneticinin çalışma isteğini azaltır. Örneğin ben uyguladığım şöyle bir davranışla en zor yöneticileri dahi kendime bağlamayı onu dost yapmayı başarırdım. Şöyle ki; her yöneticinin takımda oynamasını istediği bir futbolcu vardır. Bunu pek belli etmek istemez. Eğer ben de o oyuncuyu o hafta oynatmak istemiyorsam onu tuttuğunu bildiğim yöneticinin yanına dostça yaklaşır “sizin doğru görüşleriniz var. Şu iki oyuncu arasında tercih yapacağım. Siz ne dersiniz” diye sorardım. Tabii ki o hemen “aman hocam siz bilirsiniz, bizim ne haddimize, ama benim naçizane görüşüm falan futbolcu” diyerek onun sevdiği futbolcuyu aslında benimde işime gelen futbolcuyu takıma alırdım. Hele o hafta sonuç iyi olursa gider ona bir de teşekkür ederdim. Bütün sezon o yönetici ile ilişkilerim hep iyi olurdu. Tabii ki paçayı kaptırıp yanlışlık yapmamak şartıyla…
Kurslar ve Kamplar
Profesyönel kulüplerde ve Milli Takımlarda oyuncuları maçların ve antrenmanların dışında bir araya getirmek sık sık görülen zorunlu bir yöntem haline gelmiştir.
Yöneticilerin çeşitli bölgelerden ve takımlardan gelen oyuncuları bir mevsimde ancak dört beş kez bir araya getirebildikleri Milli Takımlar bu gibi kurslar için en uygun fırsatlardır. Ama sporcular için düzenlenen kursların çok uzun sürmemesi gerekir. Çünkü kısa zamanda ortaya çıkan sıkıntı ve tekdüzelik psikolojik bakımdan ulaşılmak istenen amaca ters ve zararlı bir etki yapabilir.
Kulüp futboluna gelince. Kurslara ya da yaygın biçimde yararlanılan kamplara oyuncunun maçın önemini kavraması için başvurulabilir. Oyuncuları genellikle maçtan önceki gece ya da maç sabahı bir yemekte bir araya toplamak yeterlidir. Tabi yemek olayı aynı zamanda oyuncunun maç öncesi beslenmesini denetleme olanağı da sağlar.
Ancak kamp olayında da fazla aşırı gitmemek gerekir. Çoğunlukla evli ve aile babası olan oyuncuların normal yaşamlarını sürdürmeyi özledikleri unutulmamalıdır. Alışkanlıklarından sevdiklerinden ayrı kalmak onları tedirgin edebilir.
Önümüzdeki yazımda ise çok önemli olan “maç öncesi sohbet” ve “maç sonrası eleştiri” “genç futbolcular” konularını sizlere sunacağım.
Atilla Bilgin
Futbol Teknik Direktörü
ETV Spor Programı Sorumlusu






>
>
>
>
>
>
>