Balkanların Üniversitesi ve hastanesi lafla olunmuyor
Bir çok kere ve birçok platformda Trakya Üniversitesi ve Üniversite Hastanesi için “Balkanların üniversitesi ve hastanesi” sözcüğü ve methiyesi söylenir.
Bir Edirneli olarak gururlanırız elbette bu yakıştırmayı duyunca.Ama bilhassa hastane ile ilgili bir işiniz veya hastalığınız olduğunda işin hiç te öyle olmadığını gösteren bir çok eksiklikleri tespit eder ve “bu nasıl fakülte hastanesi” dediğiniz bile olur.
Bu günlerde oğlumun o meşhur ve düşmeyen böbrek taşı nedeniyle gezmediğim hastane ve acil servis kalmadı dersem mübalağa etmiş olmama inanın.
Özel hastaneler de dahil buna.
Ama şuna inandım ki,acil servis olarak hizmet veren bir tam teşekküllü bir acil servise ihtiyacı var Edirne’nin.
Acil servisler şu anda,gündüz sıra beklemekten bıkan veya daha kolay muayene olmak için geceyi tercih edip acil servislere gelen acil olmayan hastalarla meşkul.
Doktorlar,hemşireler ve hizmetliler gerçekten de üzerlerine düşen görevleri yapıyorlar.
Ama adı acil olunca nasıl bir hastanın,hangi sorunu olan bir hastanın geleceği belli olmayan servisler oluyor buraları.
O gün kim nöbetçi ise o bakıyor hastaya.
Yani siz kalp için geldiniz se,nöbetçi doktorda ortopedi doktoru ise acile gelişiniz neye yarar.
Veya siz ürolojik bir rahatsızlık nedeniyle acile gelmişseniz ve de nöbetçi doktor göz doktoru ise acil servisin size ne yararı olabilir.
Hele hele Üniversite hastaneleri tam donanımlı acil servisler ile hizmet vermeli vatandaşa.
Bir üniversite hastanesinin acil servisi normal bir hastanenin donanımına sahip olmalı veya yakın bir donanımda olmalı.
Ama gelin görün ki,bunu Trakya Üniversite hastanesinin acil servisinde görmek değil,hayal bile etmek mümkün değil.
Birkaç tane son sınıf öğrencisi ve bir tek nöbetçi doktor hangi branşta olursa olsun tedavi uygulamaya çalışıyorlar.Servislerde görev yapan bir tek doktorun da acile gelme imkanı olmadığı için saatlerce Ürolog ararsınız koridorlarda.
Bir şekilde sayın Osman İnci hoca’ya ulaşma imkanı bulursunuz da bir kaç tane birden Ürolog gelir hastanızın yanına.
Bu işi bile ve bu konuda kafa yoran değerli insanlarla konuştum bu süreçte.
Şunu önerirler Trakya Üniversitesinin yapması için.
Acilen Üniversitede “acil ana bilim dalı” kurulmalı ve bu birim acil konusunda tek çatı altında hizmet vermeli diyorlar.
Ben anlamam ama düşündüğümde çok ta doğru bir şey olacağı kanaatine vardım doğrusu.
İşte o zaman hangi hastalık ile ilgili olursa olsun gelen hasta ilgili bölüm doktorları ile muhatap olacak ve direk tedavileri yapılmaya başlandığı için de zaman kaybı ortadan kalkmış olacak.
Doğru değil mi sizce de.
Sayın Rektör’e bu konuda görev düşüyor sanırım.
Resmi prosedürünü bilemem ama çok ta zor olmamalı.
Veya,zor ise bile zoru başarmanın insanda yaratacağı manevi hazzı yaşamak adına girişimde bulunulmalı.
Gelelim yine böbrek taşı hala düşmeyen ve erimeyen oğlumun durumuna.
Günde mübalağa etmeyeyim ama 7-8 kilo su içiyor.Oniki yaşından beri orucunu bırakmayan oğlum bu ibadetini bile yerine getiremiyor bu yıl.
Taş yerinden biraz oynuyor ve kanama yapıyor ama ilerleme maalesef yok.
Şu anda doktorlar kırılmasından yana tavır koyma aşamasındalar.
Bu konuda araştırma yapalım dedik ve Trakya Üniversitesinde kırılmasının doğru olacağını düşündük.
Eyvah… o da ne.
Taş kırma makinesi bozuk muş.
Peki bu makine üç dört ay önce de bozuk tu.
Yine üç dört ay önce bir yakınımız taş kırma makinesine girmek üzere Fakülte hastanesine gitmişti ve bozuk olduğu gerekçesiyle Alman hastanesine yönlendirilmişti.
Nasıl olur da bu makine aylar geçmesine rağmen tamir edilmez ve hizmete sokulmaz.
İşte bahsettiğim konu bu.
Acil servisinde bulunan koltukları sargı bezleri ile sarılarak ayakta durmaya çalışan,eski büksü dolaplar içinde bulunan sayı ile alınmış tıbbi malzemesi olan bir Tıp Fakültesi hastanesi nasıl olur da Balkanların hastanesi olma konusunda yarışa girebilir.
Çok önemli bir görevi olan ve insan sağlığı için büyük önem taşıyan bir makine nasıl olurda aylarca tamir edilmeden bekletilerek insanlar maddi ve manevi yönden sıkıntıya düşecek uygulamalar ile karşı karşıya bırakılır.
Böyle bir hastanenin bu yarıştaki başarısı ne kadar olur siz tahmin edin.
Sayın Rektöre bu konuda da büyük görev ve sorumluluklar düştüğü kanaatini taşıyorum.
Kaldı ki,doktor yetiştiren Fakültenin uygulama yeri olan hastanede öğrenim gören öğrencilerin bu makineyi kullanma becerisi kazanma hakkı yok mu?
Bu açıdan düşündüğümüz de olay daha vahim sayılır bana göre.
Sayın Rektörün yılda birkaç baş hekim değiştiren Üniversite hastanesi ile yakından ilgileneceği inancımı belirterek yazımı noktalıyorum.
“Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”






>
>
>
>
>
>
>