Affet Babacığım
Hulki CEVİZOĞLU’nun “Ceviz Kabuğu” programında Güneydoğu sorunu tartışılıyordu. Program konuğu DTP Genel Başkanı Ahmet TÜRK’tü. Bir şehit çocuğu telefonla katıldı programa. Bayrama yakın günlerden bir günün sabaha yakın saatlerinde siz dedi Ahmet TÜRK’e;
- “Bana babamı geri getirebilir misiniz?..
Babamın kolunu verebilir misiniz. Yarın bayram tüm çocuklar babalarının ellerini öperlerken ben babamın elini öpemeyeceğim…”
Tüm şehit çocukları için babalarını küçük yaşlarda kaybetmiş, babasızlığın ne olduğunu iyi bilen çocuklarımız için ve de babaları hayatta iken kıymetini bilemeyip kaybettiğinde değerini anlayan evlatlar için 2008’nin “Babalar Gününde” bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyoruz…
Evlendiğinden beri eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi, babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen, inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi bütün bağları kopardı ve “Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak” diye rest çekti… Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.
Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve bir de çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı.
Hala onu, ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı, kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.
Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra, yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, “Baba, ben de seninle gelmek istiyorum” diye ısrar edince, onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yol zor seçiliyordu. Minik Can, sürekli babasına “Baba nereye gidiyoruz?” diye soruyor, ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşları döküyor, oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.
Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi, hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı, oraya itina ile serdi. Sonra diğer eşyaları taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.
Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir, bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi.
O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu.
Gururu incinmişti, içi yanıyordu, ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise, olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca, ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle, sadece seyrediyordu.
Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can’ın elini tutup hızla barakayı terk etti. Arabaya bindiler. Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye…
Verecek hiçbir cevap bulamıyor, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can:
“Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?” diye sorunca, dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte, deliler gibi çevirdi arabayı.
Barakaya ulaştığında “Beni affet baba” diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış, çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Oğlu: Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!” diye hatasını belli ediyordu… Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu…
“Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın… Beni bu dağa bırakamayacağını biliyordum.”
Bütün babaların “Babalar Gününü” kutluyoruz…






>
>
>
>
>
>
>